Bahar havası




Yine Mart ayı geldi, yine baharın ilk günlerinde içim kıpır kıpır. Neredeyse 30 yaşına gelmiş bir adam olarak hala baharın o hafifmeşrep havasına kapılmak ne kadar olgunca ya da neden çılgınca çözebilmiş değilim. 


Hep neden aşkın, yeniliğin, değişimin mevsimidir bahar. Oysa kışın o derin karanlığında daha fazla değişim yok mudur? O derin karanlıkta anlamaz mıyız hayatın anlamsızlığını, o beyaz büyülü kış gecelerinde sorgulamaz mıyız hayatın anlamını? Belki bu sorgulamanın üretime geçtiği aydır bahar. Ama hangisi daha yararlı, baharın o akıl almaz ergenlik kokan kavak yelleri mi, kışın insanı derinden sarsan poyrazları mı? 

Belki kışın o soğuk gecelerinde aklımıza uğrayıp geçen o fikir parçacıklarını bir daha bulmanın mümkünü yok. Ama ya baharın o sarhoşluğunun  verdiği ilhama ne demeli? Bu sarhoşluğu yaşamak için illa birine aşık olmak mı gerekir? Bu sarhoşluk için bana ilham verecek bir aşk olmalı mı? Cevabını henüz bulamadığım bir soru. Aslında bu tür kişisel yazılar da yazmam pek blogumda ama bu sefer beni affedin. Siyaseti severim ve yazmaktan zevk alırım ama bu aylar bana iyi gelmiyor. Aşık olsam da olmasam da baharın o derin sarhoşluğunda kayboluyorum. Siyasetin o derin koridorlarında yolculuk yapmam için iyi zamanlar değil. Şu İksv nasılda biliyor film festivalini hangi mevsimde yapacağını. İnsanların yerinde duramadığı bir mevsimde sinema salonlarına çekmenin tek yolu bu festival. Bende bu delice duygulardan ancak festival sayesinde kurtulacağım. Kendimi festival havasına çoktan soktum. Belli mi olur belki burada yazarım festival izlenimlerimi. Sinema seven, izleyen bir adamımdır ama bu konuda benden çok daha bilgili insanlar varken ahkam kesmek bana yakışmaz. Bilirsiniz bilmediğim bir konuda yazma alışkanlığım yoktur. Bir gelişmeyi sıcak sıcak yazmak pek alışkanlığım değildir. Önce o gelişmeyi sindirmem, haberleri, yazıları okumam gerekir. Evet herkesten önce yazmanın avantajları var ama ben hızlı yazdığım yazılardan pek memnun olan bir adam değilim. 

Gelelim yazının esas konusu olan aşka. Bilmiyorum bu duygularla nasıl baş edeceğim. Hemde yavaş yavaş kendi sektörüme dair adamakıllı bir şeyler yapmaya başladığım bu zamanda hiç yeri ve zamanı değildi ama ne yazık ki aşk ne zaman geleceğini bilen bir misafir değil. Eski tecrübelerime dayanarak bu seferde hayatımda bir şeylerin değişeceğini en azından kişisel olarak kendimin değişeceğini hissediyorum. Belki Kafka'nın değişim öyküsünde olduğu gibi bir metamorfoz halindeyim. Zaten aşkta böyle bir şey. Umarım daha olgun ve daha akıllı bir adam haline gelirim. Bu zamana kadar aklımı istediğim gibi pek kullanamadım bu değişimin yeni bir Özen yaratmasını umuyorum. Ama tabii bunun için hayatımı değiştirecek kadını gerçek anlamda tanımam ve keşfetmem gerekecek. Böylece o da beni keşfeder belki derinde yatan ve arada sırada ortaya çıkıp yüzünü gösteren yaratıcı kişiliğimi gün yüzüne çıkartır. Ne yazık ki biz erkeklerin gerçek kişiliğine kavuşması için hayatının kadınını bulması şart. Umarım bende o şanslı azınlıktan olurum. Ya da şöyle söyleyeyim umarım nasıl o benim hayatıma anlam ve önem katacaksa bende onun hayatına anlam ve önem katarım. 

Yorum Gönder

Görüşlerinizi paylaşın

Daha yeni Daha eski