Basın özgürlüğü mü, hani nerede?




Mayıs ayı aslına bakarsanız çok güzel bir aydır. Bakmayın havanın bugün bozduğuna, güneşin ve masmavi gökyüzünün etrafımızı sardığı baharın en güzel, en mutlu ayıdır Mayıs. Ama bugün farklı, İstanbul böyle bir yer işte, sanki hissediyor bu ülkede her şeyin güllük gülistanlık olmadığını. Bugün 3 Mayıs, Dünya basın özgürlüğü günü. Ama bugün bu ülkede yüzlerce gazeteci parmaklıkların ardında bu özgürlükten uzak bir şekilde kaderlerini bekliyor. Bizimle oyun oynar gibi her gün baş altı arkadaşımızı bırakıp sonra da basın özgürlüğü var diye karşımıza çıkıp sırıtıyorlar. Ama diyorum ya İstanbul bügün yağmurlu, Türkiye'de tutuklu ve sadece gazeteci oldukları için hapse atılmış gazeteciler için, düşünce adamları ve aydınlar için göz yaşı döküyor. 

Ama ne yazık ki bu hükümetin başı ve ardında kalan bütün kurmayları aynı masalı tekrar tekrar önümüze sunmaktan utanmıyorlar. İçeride yatanların hiçbiri gazetecilikten yatmıyor diyor Başbakan. Sayın Başbakan'a soru, hangi totaliter ülkede bir gazeteci mesleğinden ötürü içeri alınır? Her zaman başka bir sebep gösterilir. Bir yazısı alınır ve sen yok terör propagandası yapmışsın. Ya da şimdi meşhur olduğu gibi bilgisayarına virüsle gönderilen belgeleri baskınla bulup sonrada yok sen darbe teşebbüsüne katılmışsın diye içeri alınır. Ama bunun yapıldığı ülke totaliter bir ülke değil yanlış anlamayın. Burası Türkiye, "ileri demokrasi"nin ana vatanı. Hani biz biliriz o ileri demokrasi anlayışını. Eskiden gazeteciyi susturmak için çamur atmaya çalışılır tutmazsa hapise atmak için yollar aranır baktı o da olmuyor kahpe bir kurşunla hayatı elinden alınırdı. Şimdi ise Hrant Dink sonrası sokağa dökülen yüzbinler birilerini korkutmuş olacak ki farklı bir yola gidiyorlar. Hatırlayın Hrant için de 301'den dava açılmış, bu vatanı belki benden senden çok seven bir adamı Türk düşmanı diye milletin önüne atmışlardı. Sonra ne oldu, Ogün Samast isimli bir katile silahı verip arkasına gizlendiler. Nedense senaryo Apdi İpekçi cinayetinin senaryosuna çok benziyordu. Acaba bu iki cinayet aynı yönetmenin  mi elinden çıkmaydı?

Bu soruların yanıtını öğrenemeyeceğiz çünkü yaşadığımız ileri demokrasi kendince Hrant Dink davasında karanlık eller yok dedi. Koskoca ileri demokrasi yalan söyleyecek değil ya. Peki bugün içeride olanlar ve dışarıda kalıp onlara destek vermeye çalışanlar ne durumda. Bugün hangi özel kanalda (CNN Türk Medya Mahallesi hariç) bu gazetecilerin sesini duyabiliyoruz. Egemen Bağış isimli çapsız AB'den sorumlu bakan, yurtdışında her kendine gazetecilerle ilgili soru sorulduğunda Başbakan'ının cevabını yapıştırıyor. Onlar gazetecilikten içeride değil. Peki ama neden içerideler. Yok efendim çoğu o arkadaşların teröristmiş. Peki bunu nereden anladınız? Hadi anladınız diyelim ya arkadaş bu adamların hepsi mi muhalif sesi çok çıkan adamlar olur. Neye göre terörist bu adamlar? Hayır yani bildiğim yargılama da devam ediyor. Egemen Bağış ve Başbakan'ı hangi delillere dayanarak devam eden bir davada yargılanan birçok gazeteciyi zanlı hale getirebiliyor. Ama normal, Başbakan'ın seçimden önce NTV canlı yayınında Ruşen Çakır'ın bu yöndeki sorusuna verdiği yanıtta saklı her şey. Çakır, Ahmet Şık'ın neden kitabı toplandı, bir kitap, düşünce nasıl tehlikeli olabilir şeklinde bir soru sormuştu. Başbakan önce kızarıp bozarmış sonra da, bir kitap bazen bir bombadan  bile daha tehlikeli olabilir demişti.Düşünceyi, kitabı bu kadar tehlikeli görebilen bir Başbakan'ın düşünce özgürlüğünü savunması mümkün mü?

Basın özgürlüğünün kan ağladığı bir günü daha geride bıraktık. Bıraktığımız günün gerisinde fonda ağlayan bir İstanbul, en önde ise içeride özgürlük için gün sayan gazeteci arkadaşlarımız var. 1 Mayıs'ta dışarıdaki gazeteciler platformu olarak orada, içerideki arkadaşlarımızın sesini duyurmaya çalıştılar. Ama galiba medya Başbakan ve hükümetin altında ezilmeye devam ettikçe, çok yakında seslerini duyuracak bir mecrada kalmayacak. 

Yorum Gönder

Görüşlerinizi paylaşın

Daha yeni Daha eski