Mahallenin suskunluğu


Yaşadığımız ülke her geçen gün sonu görünmeyen kara bir deliğe sürükleniyor. Aydınlığa olan umudumuzu korumaya devam etsek bile karanlığın içine çekilmekten kurtulabilmiş değiliz. Medya Mahallesi tatile çıkarıldığında bir daha ekrana döneceğine dair umudumuz yoktu. Hani daha sonra bazı arkadaşlar, bakın sansür dediniz filan ama Ayşenur Hanım programa devam ediyor diye karşımıza çıkmıştı. Oysa önümüze bir tabak tatlının yanında sunulan Akif Beki adlı acı şerbeti gören olmamıştı. 

Sansür denen şey acaba sadece üstünü kapamak, yasaklamak mıdır? Mesela karşıt görüşleri kendine çevirmek değil midir sansür? Akif Beki bir tür iktidarın Medya Mahallesine koyduğu susturucu olarak görülemez miydi? Bunu böyle görmeyenler, bugün gelen Ayşenur Arslan'ın Medya Mahallesi ve CNN Türk'ü bıraktığına dair haberi duyunca gerçekleri kavramıştır umarım. Ama işte gözlerine perde inenlerin gerçekleri en berrak halindeyken bile görmesini beklemek iyimserlik olur. 

Tamda ülkede barışa, demokrasiye dair bir şeylerin söylenmesi gereken bir zamanda ekranda ihtiyacımız olan güçlü bir sesi kaybettik. Hani son yazılarımı okuyan bazı arkadaşlarım barışı istemediğimi, bazıları ise teröre destek verdiğimi düşünüyor. Her kesim sizin görüşlerinize karşı çıkıyorsa doğru yerlere basmaya başlamışsınız demektir. Daha önce söyledim, bir çok aydının farklı yönde açıklama yapmasına rağmen söylüyorum, Öcalan'ın işin içinde olduğu, PKK'nın Murat Karayılan gibi isimlerin içinde olduğu bir barış süreci doğru bir yönde ilerlemez. Öcalan'ın da diğer isimlerinde geçmişi ortada, PKK'nın bu ülke topraklarında işlediği cinayetlerin hala kanı kurumuş değil. Bugün Türkiye çıkıp, Kürt köylerini yakıp yıkan komutanları barış sürecine dahil etse ne olur mesela? Ben söyleyeyim, ülke birbirine girer. O zaman çözümü, kanda silahta arayanların bugün barış güvercinlerinin beyazlığına inanmak niye? 

Ayşenur Arslan gibi önemli bir gazeteci, önemli bir televizyon gazetecisinden mahrum kaldık. Şimdi bize bu harcanan kalemleri bir araya getirecek yeni bir medya gerek. Ne sermayeye, ne bankalara ne iktidarlara sırtını dayamamış bağımsız gerçek bir medyaya. Günümüz iletişim organlarını en iyi şekilde kullanacak, kimsenin etkisinde kalmayacak yeni bir medya. Bu medyanın nasıl bir temeli olduğuna dair fikirlerimizi daha önce yazdık bu sayfalara. Gün geçtikçe Ignacio Ramonet'in bahsettiği beşinci güç medyaya daha çok ihtiyaç duyuyoruz. Demokrasiyi kelepçe altında tutan baskı gruplarından değil halktan gücünü alan bir medya. Bunun bize hep hayal olduğunu, ütopya olduğunu söylediler. Ama böyle bir distopya içinde yaşarken ütopyalara inanmaktan başka çaremiz yok gibi görünüyor. Bundan sonra hayatımızın amacı bu ütopyayı gerçeğe çevirmek olacak. 

Yorum Gönder

Görüşlerinizi paylaşın

Daha yeni Daha eski