Eteğimdeki taşlar dökülürse



Kürt sorununa ilişkin kafamdaki bütün fikirleri bu yazıda son kez dökmek istiyorum. Çünkü ben yazmaktan bıktım ama insanlar saçmalamaktan bıkmadı. Bari eteğimizdeki tüm taşları dökelim de sonradan politik görüşümüzün ne kadar dar ya da geniş olduğu kolayca anlaşılsın. 

Bir kere tüm ideolojik bakışlardan uzak bakmak lazım olaya. Neden biliyor musunuz, Güneydoğu'da yaşanan bu trajik sorun çoktan ideolojik bir sorun olmaktan çıktı çoktan insani bir boyuta taşında da ondan. Ama bu nasıl gelirse gelsin barış kabulümdür demek değildir. Yeni bir çatışmanın önü tıkanmadıkça, kalıcı barış için adım atılmadıkça hiçbir barış çabasının anlamı yoktur. Yani madem ortada bir çatışma var, madem Kürtler ve Türkler bir şekilde bu ülkede boğaz boğaza getirildi o zaman bu sorunun çözümü tek tarafın mutluluğu ile son bulamaz. Son bulduğu taktirde barışın ve kardeşliğin değil, kendi bağımsızlığını kazanmaya çalışan, etnik milliyetçi akımların önü açılır. Ki bu da yeni ve daha kanlı bir çatışma demektir. Bunu görmek içinde stratejist filan olmaya gerek yok herhalde. 

Biliyorum, bahsettiğim şey kolay değil ve öyle bir iki ayda iki halk arasında adam gibi bir çözüm oluşturmanın mümkünü yok. Daha önce gizli görüşmeleri savunurdum ama yanılmışım, belli ki tüm halkın ayrıntılarını bildiği açık bir görüşme elimize, toplumun tepkisini ölçmek adına çok iyi bir imkan veriyor. Erdoğan'ın Başkanlık, Öcalan'ın kendi kişisel özgürlüğü adına masaya oturması mesela bu açık görüşmeler sayesinde ortaya çıktı. Kısacası iki tarafında barıştan önce kendi gemilerini yürütme gibi bir dertleri olduğu ortada. Kanın durması adına demokrasiden vazgeçmek, kanın durması adına bir katile hediye gibi özgürlük dağıtmak, bunlar feda edilebilecek değerler mi? Kürtler için Öcalan bir kahraman olabilir ama neredeyse Türklerin büyük çoğunluğu için bu böyle değil. Solun sınıfsal kurtuluş sonrası Kürtler de özgür olacaktır anlayışı bugün ayaklar altına alınıp alay konusu haline getiriliyorsa bugünden sonra bana Kürt hareketinin sol tandanstaki yerinden bahsetmeyin. Milliyetçiliği kendine yol edinmiş ve bugün Türklerden kurtulamadıkları sürece özgürleşemeyeceklerini düşünen Kürt halkını bu hastalıktan kurtarmakta zor görünüyor. Çünkü milliyetçilik öyle bir zehirdir ki kanınıza bir kere girmeye görsün, hangi görüşe yakın olursanız olun her şekle girmenizi sağlayan bir bukalemuna çevirir sizi. İşin aslı kendi ırkınızın üstünlüğü ve mutluluğu adına diğer insanları aşağılamaya başladığınızı anladığınızda iş işten çoktan geçmiştir. 

İşte bu süreç ne yazık ki Kürtlerin geç milliyetçilik sevdasının, Türklerin geç milliyetçilik sevdasıyla çarpışmasına kurban gidecek gibi görünüyor. Toplumsal ve demokratik anlamda altyapısı tam olarak oluşmamış iki milletin beraber yaşamak yerine kim kimi alt edecek yarışına girmesi asıl meselemiz. Türklerin Kürtleri, Kürtlerin Türkleri anlamadığı bir süreçte Araf'ta kalan bizleri anlayacak birilerini bulmak ise pek mümkün görünmüyor. Barış yanlısı olduğunu söyleyen insanların mesela, Öcalan serbest kalmazsa bu ülke kan gölüne döner tehditleri ya da savaş yanlısı olanların silah dışında hiçbir çözüme şans vermemesi bu ikisinin bir arası olamaz mı?

Elbette olabilir. Ne yani koskoca Kürt halkı eli kanlı bir teröristin yap dediğini yapmaya, yapma dediğini yapmamaya mı programlanmış. Ne yazık ki Ortadoğu zihniyeti ile düşünen Öcalan ve yandaşları çok sahiplendikleri Kürt halkını da tanımış değil. Ama işte yıllardır yazdık buralarda, Öcalan tek çözüm haline getirilmeye çalışılıyor, PKK'nın silah bırakmasına ilişkin BDP'nin bütün işi Öcalan üzerinden yürütmesi de bunun göstergesi. Amaç Öcalan'ın rahmetli Birand'a verdiği röportajda söylediği bir sözde gizli. Öcalan soğuk algınlığından sürekli burnunu çekip sildiği o ünlü sahnede, Türklerin aksine Kürtlerin bölgede tek bir lidere sahip olduğunu, bu liderinde kendisi olduğunu söylüyordu Birand'a. 1990'lı yılların başında kendini Kürt halkının tek temsilcisi gören bir adam on küsur sene sonra hala aynı noktada. 

Kürtlerin özgürlüğüne kavuşması için Öcalan dün bir devlet örgütlenmesine ihtiyaç duyuyordu. Bugün ise hep beraber ulus devlet içinde yaşamaktan bahsediyor. Ama ne hikmetse, BDP son Nevruz bildirisinde, Kürtlere statü ve Öcalan'ın özgürlüğünü konu almaya hazırlanıyor. BDP'ye, ve Kürtlerin temel hak ve hürriyetlerine saygım var. Bir insanın ilk öğrendiği anadiliyle konuşma özgürlüğü temel bir haktır. Ama bugün bu ülkede işlenen birçok siyasi cinayette parmağı olan katiller serbest kaldığında nasıl senin yüreğinde bir yer kanıyorsa, senin lider diye sahip çıktığın bu adam özgür kalınca içi kan ağlayacak milyonlar var. Madem halkların söyledikleri önemli, bu ülkede terör yüzünden canından, malından, huzurundan olan normal vatandaşın söz hakkı hiç yok mu? 

Son kamuoyu araştırmalarında, halkın barışa evet ama Öcalan'a hayır dediğini neden gözleriniz görmek istemez. Madem bu sürecin içinde Öcalan olacak, olsun ama bu adamın kilit rolü üstlenmesi demek işin içinde bir çıkar çatışması olduğuna işarettir. Ne yani Öcalan ortaya çıkmasa Kürtler barış yanlısı değil mi yani? O zaman Kürtler barış istiyor, analar ağlamasın söylemleri yalan. Eğer değilse Öcalan'ın bu süreçte PKK ile bağlantı kurmak dışındaki rolü nedir. Madem sorun PKK sorunu, terör sorunu değil Öcalan neden bu kadar olayın merkezinde? Halkın seçtiği siyasiler el pençe divan Öcalan'ı ve PKK'lı teröristleri dinlerken neyin barışından bahsediyoruz. Terör sadece olayın bir yönü ama diğer yönleri için neden toplumsal mutabakatın önü açılmıyor. Bu iş neden bir AKP-BDP projesi olarak sunuluyor mesela. Bu devletin bir sorunuysa neden toplumsal bir kampanya için herkes elini taşın altına koymuyor? Anayasa sürecinde BDP'nin desteğini almak ve kendi istediği gibi bir anayasa mı çıkarmaktır bütün ana amaç. Erdoğan başkan olsun nasıl olsa toplumsal mutabakatı sağlar mı demek isteniyor?

Sorular çok ama bu sorulara adam gibi cevap verecek kimse yok. Barışın sonuna kadar yanındayım ve hayatta her zaman olduğu gibi amalarım var. Hayat siyah beyaz olmadığına göre grilerin varlığını unutmadan yaşamak gerekiyor. Amalar grileri hatırlamamamız için bir neden verir bize. Çoğunluğun kararı azınlığın mutluluğuna engel olsun demiyorum. Ama işte bir bakmak lazım bu sokaktaki adam ne diyor, ne demek istiyor diye. Öcalan gibi şaibeli bir adama güvenmek yerine süreci daha sağlıklı işletmenin yollarını aramak lazım. Ben birileri gibi Öcalan olmasın ama çözümüm de yok diyenlerden değilim. Öcalan olacaksa bile sürecin merkezinde değil ancak PKK ile kurulacak irtibatta yer almalıdır. Öcalan, derin devlet ve terör sürecinde bu ülkeye zararı dokunan tüm karanlık güçler bu süreçte yalnızca yan rolde yer alabileceklerini görmeliler. MİT, Özel Harekat ya da Genel Kurmay'ın da bu süreçte kilit rol oynaması sakıncalıdır. 

İşte benim amalarım ve kendimce çözümlerim bunlar. Belki tam anlamıyla çözümü kaleme alamadım ama en azından kendimce bir çerçeve çizdim. Kürt sorununu bir Kürdistan sorunu olarak algıladıkları sürece Kürtlerin önümüzdeki yüz yıl bu coğrafyada rahat yüzü görmesi zor görünüyor. İşin kötü yanı Kürtlerin bu ahmakça macerası hem bize hem Ortadoğu'ya pahalıya patlayabilir. Bir milletin kendini yönetmek istemesi yüz iki yüz yıl önce cesurca bir hareketti belki. Ama bugün farklı çözüm yolları denemenin, millet vurgusundan çok birlikte yaşam vurgusunun ön plana çıkarılmasının zamanı. 

Bugün bizden bu anlamda Türk milleti vurgusundan vazgeçmemiz telkini var mesela. Hani burada vurgudan çok devlet anlayışının değişmesi gerekiyor. İspanya'nın demokrat anayasası gibi bir anayasa mesela. Kürtlerle Türkler binlerce yıldır beraber yaşadığına göre bunu değiştirmenin alemi yok. Birlikte daha eşit yaşayacağımız bir anayasa yeter bize. Hali hazırda ülke içinde Kürtlere yönelik ırkçı bir ayrım da yok. Tam tersine Kürtler barışı siyasi statü arayışına çevirirse ne yazık ki bu ülkede şimdiye kadar olmayan ırkçı hareketlere de gün yüzü doğar. Şimdiye kadar marjinal olan bu grupların Türkiye tarihinin kışkırtma dönemlerinde ne kadar etkili olduğunu daha önce görmüştük. Umarım barış adına kimse kendi koltuğunu sağlama almaya, statü elde etme sevdasına güvercinleri feda etmeyi düşünmez. Bu topraklar daha fazla kan ve göz yaşını kaldırabilecek gücü çoktan yitirdi. Madem barışa el atmamız gerekiyor herkes döksün eteğindeki taşları ve görelim bakalım ortak bir yol bulabilir miyiz.

Yorum Gönder

Görüşlerinizi paylaşın

Daha yeni Daha eski